Kent & Seyyah: Evliya Çelebi'nin Gözüyle İzmir ve Çevresi - 3.Cilt - page 64

54
Kent ve Seyyah: Evliya Çelebi’nin Gözüyle İzmir ve Çevresi-III
Evliya Çelebi bunlarn en fasihinin lisan- Etrâk- Çağatay olduğunu iddia etmektedir.
34
Yine Türkmenlerden söz ederken, onlarn lisan-
kadîm ile konuştuklarn ve bu lehçenin onlara Buhara Tatarlarndan kaldğn belirtmektedir. Ona göre Türkmân lisan 12 kola ayrlmak-
tadr: Âli Danşmendiyye, Âl-i Akkoyunlu ve Âl-i Selçukiyân ile diyar- Rumun çeşitli yerlerine gelip yerleşen aşiret ve boylarn her birinin
kendine mahsus lehçeleri olduğunu ifade etmektedir
35
ki, biz bunlar Türkçenin ağzlar olarak anlayabiliriz.
Yukarda, klasik bilgi sistemi içerisinde Arapça ve Farsça’nn ayrcalkl konumunun Evliya Çelebi’nin Türkçe’ye yaklaşmnda net bir
fikir beyan etmesine mani olduğu ifade etmiştik. Anadolu’da bir göçebe-yerleşik geriliminin olduğunu ve devletin ideolojisinin de yerleşik-
ler lehinde olduğunu üstelik göçerleri iskân etmeyi önemli bir hedef olarak asrlara yaylan uzun bir süreçte uygulamaya çalştğn bilmek
gerekir. Hal böyle olunca devlet aygtnn dşnda kalan başka bir deyişle merkezden çevreye itilen Türkmen kitlelerinin dili olan Türkçe de
kendileriyle birlikte ötekileştirilmiştir. Evliya Çelebi nesebini Türk olarak belirlese de devlet aygtnn eğitiminden geçmiş, eğitilmiş, ehlileş-
tirilmiş bir propagandist olarak bu hâkim bakş açsn benimsemiş ve sk sk dile getirmiştir. Bu durum bugünün telakkisiyle baktğmzda
bir çelişki gibi görünse de o devir için ayn değerlendirmeyi yapmak doğru olmayacaktr. Zira o da bilmektedir ki kendi soyunu kişinin
kendisi tercih edememektedir. Üstelik bunu değiştirmesi de mümkün değildir. Hal böyle olunca yeri geldiğinde Türk’ü övmekte yeri gel-
diğinde ise vazifesi icab devlet aygtnn safnda yerini almakta Türk’ü ve Türkçeyi tabiri caizse tahkir etmektedir. Söz gelimi Arapça’nn
faziletlerinden bahsederken “
el-Arabî fesâhatün ve’l-Acem zarafetün ve’t-Türkî kabâhatün ve sâ’irü’l-lisân galizatün”
36
ifadesini Arapça’nn ko-
numunu ortaya koymak için kullanmaktadr. Bu ayn zamanda Türkçe’nin Klasik Osmanl bilgi sisteminde nereye nasl konumlandrld-
ğn da ortaya koymak bakmndan son derece önemlidir. Yine onun Türkçe konuşan Rumlardan bahsederken “
bâtl Türk lisân üzre kelimât
ederler”
37
ifadesini kullanmaktadr. Burada Müslüman olmayan ötekinin dili konumuna indirgenen bir Türkçe belirlemesi ile karş karşya
kalmaktayz. Türkçe konuşan bu Urumlarn Mesudî’nin haber verdiği Bizans’n Anadolu’ya iskân ettiği Türkler olma ihtimali göz önünde
bulundurulmaldr.
38
Doğuştan edindiği ve üzerinde taşdğ Türk kimliği Türkçe’ye muhabbetle bakan yann beslerken sarayda aldğ
seçkinci eğitim ve resmî ideoloji Türkçe’yi hakîr görmesine yol açmaktadr. Elbette bu birbiriyle çelişen söylemleri içinde bulunduğu du-
ruma ve bağlamna göre belirlemektedir. Bir nevî ilm-i siyâset yaptğn söyleyebiliriz.
Evliya Çelebi’nin Ötekileri:
Bir Osmanl münevveri olarak Evliya Çelebi’nin hem içerden hem de dşardan ötekileri vardr. Biz öncelik-
le içerden olan ötekilerinden söz edelim. Bunlar Osmanl tebaas olup gayrmüslim olanlardr. Görüleceği üzre, burada turnusol kağd
görevi yapan ayrt edici din faktörüdür. Ancak, Evliya Çelebi bunun yannda söz konusu ötekileri ayrca milliyetine göre de tasnif etmek-
tedir. Söz gelimi hepsi için “kâfir” ya da kefere sfatn kullanmakla birlikte bu sfat “
Urum keferesi” ya da “kefere-i Ermeni” şeklinde kullan-
34
Age.
C. III. s. 104.
35
Age.
C. III. s. 102-103.; C. IV. s. 11.
36
Age.
C. III. s. 46, 470.
37
Age.
C. IX. s. 146.; “Mekri Kazas bahsinde “cümle kefere re’âyâlar aslâ Urûmca kelimât etmeyüp, Türkçe’ye yakn bir gûne Çtak lisanlar var.” C. VIII. ss. 35-
36.
38
Mesudî.
Murûc Ez-zeheb(Altn Bozkrlar).
Çeviren: D. Ahsen Batur, İstanbul: Selenge Yaynlar, 2004, s. 74.
1...,54,55,56,57,58,59,60,61,62,63 65,66,67,68,69,70,71,72,73,74,...268
Powered by FlippingBook